Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

Çok yalın Anlatım , Güzellik , Gülüşme .... kaya gibi bloh

Çok manyak Güzellik ..

Yazılar

Cildinize Kışın Nasıl Özen Göstereceksiniz?


Süleyman Demirel Üniversitesi Dermatoloji Ana Bilim Dalından Prof. Dr.Vahide Baysal Akkaya, deri hastalıklarında hava kirliliğinin etkin rol oynadığını bu nedenle havanın çok kirli olduğu saatlerde zorunlu olmadıkça dışarı çıkılmaması gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Vahide Baysal Akkaya, Isparta’nın hava kirliliği yüksek iller arasında yer aldığına dikkati çekerek, “kış aylarında hava kirliliği ciddi boyutlara ulaşmaktadır. Maalesef Isparta’da da son yıllarda ciddi boyutlarda hava kirliliği oluşmaktadır. Havanın çok kirli olduğu saatlerde zorunlu değilse dışarı çıkmamak deri sağlığı ve genel sağlığımız için yararlıdır” dedi.

Kirli havanın içinde zehirli maddeler bulunduğuna işaret eden Akkaya, cildin de bu havayla direkt temas halinde olduğunu kaydetti. Zehirli maddelerin, ciltle temas ettiğinde canlı hücrelere zarar verdiğini, gözeneklerin zararlı maddelerle dolmasına ve liflerin gerilmesine neden olduğunu anlatan Akkaya, şöyle konuştu:
“Böylece ciltte kırışıklıklar oluşur. Kir, makyaj artıklarıyla birleşir ve serbest radikalar yani zararlı moleküller üretir. Bu da cildin boğulmasına neden olur. Gözenekler kapanır, cildin nefes alması engellenir.

Sağlıklı cildin kirli ortamlarda yoğun olarak yıprandığını ve tahriş olduğunu görmekteyiz. Kirli havadan zarar gören ciltlerde, cilt sertleşir, nemini yitirir, kuruluklar meydana gelir, solgunlaşma, zamansız yaşlanma, kaşıntı, tahriş, iltihaplanma, alerjik reaksiyonlar ortaya çıkarır. Tabii tüm bu etmenler çeşitli deri hastalıklarını doğurur.”

KORUNMA ÖNLEMLERİ

Vatandaşlara, havanın kirli olduğu dönemde mümkün olduğunca dışarı çıkmamaya özen göstermeleri uyarısında bulunan Akkaya, sözlerini şöyle tamamladı:

“Hava kirliliğinin dışında kış aylarında deri temizliğine özen göstermek gereklidir. Özellikle akşamları derimizi ılık su ve deri pH’ına uygun asidik (pH, 5.5) veya nötr (pH 7) temizleyiciler kullanarak yıkamak önemlidir. Yüzün ve ellerin çok sık alkali sabunlar (normal banyo ve lavabo sabunları) kullanarak yıkanması kuruluğu artırabilir. Yüz ve eller yıkandıktan sonra mutlaka kurulanmalı ve nemlendirici kremler kullanılmalıdır. Kışın sıvı alımı genellikle azalmaktadır. Derinin nemlendirilmesi için sadece dışardan nemlendiricilerin kullanılması yeterli değildir, bol sıvı alınması da gereklidir. Kış aylarında ihmal edilen bir durum da güneşten koruyucu kullanımıdır.

Kış aylarında özellikle karlı havalarda mutlaka güneşten koruyucuların kullanılması gereklidir. Kardan yansıyan güneş ışınları güneş yanıklarına neden olabilir. Güneşten koruyucular dışarıya çıkmadan 20-30 dakika önce güneş görecek tüm bölgelere ince bir tabaka halinde sürülmeli, 3-4 saat aralarla tekrarlanmalıdır.

Kış aylarında özellikle kalorifer ile ısınan evlerde havanın kuruduğunu belirten Prof. Dr. Akkaya, “Evlerde radyatör üzerine ıslak havlu veya su koyarak havanın nemlendirilmesi derinin kurumasını önleyebilir. Bu önlemler sağlıklı deriye sahip olan kişilerin dikkat etmesi gereken durumlardır. Soğuk ile tetiklenen deri hastalığı olan kişilerin hekimleri ile görüşerek dikkat etmeleri gereken durumları ayrıca öğrenmeleri gerekir” dedi.


Referans - RealAge

Türk Kadını Neden Mutsuz?


Cinsel Tıp Enstitüsü Başkanı Dr. Cem Keçe, “partnerlerine karşı sevgi ve saygısı olmayan çiftlerin sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşamlarının olması beklenemez” dedi ve Türk kadının cinsel açıdan mutlu olmadığını söyledi.

Mutluluk veren bir cinsel yaşamın eşleri daha huzurlu, mutlu ve çevrelerine karşı sevecen hale getirdiğini, birbirlerine bağladığını, yakınlaştırdığını ve bütünleştirdiğini ifade eden Keçe, partnerlerine karşı sevgi ve saygısı olmayan çiftlerin sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşamlarının olmasının beklenemeyeceğini anlattı.

Keçe, cinsel sağlık ve cinsel eğitimin, insan hayatı boyunca öğrenilmesi ve önemsenmesi gereken önemli bir süreç olduğunu dile getirerek, şöyle konuştu:

“Türk kadınlarının cinsel olarak mutlu olduklarını söylemek güç. Çünkü toplumumuzda kadın bir cinsel varlık olarak değil, sadece erkeğin ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü, duyguları olmayan ve seksten zevk alması çok da gerekmeyen bir varlık olarak görülür. Yine yetiştiriliş tarzı da bu durumu körükler. Yetişme çağında erkekler cinsel teşebbüslerde bulunmaları için toplum tarafından teşvik edilirken, kızların cinsellikle ilgili konuşmaları ayıp ve yasaktır. Her zaman kendilerini korumak, hareketlerine dikkat etmek ve evlenene kadar saflıklarını ve masumiyetlerini korumak zorundadırlar.

KADIN ÖNCE KENDİNİ KEŞFETMELİ

Cinsel beraberlikte de kadın ne istediğini, nelerden zevk aldığını söyleyemez. Bu şekilde yetiştirilen ve her zaman bu tarz öğütler alan kimselerin de cinsellikten zevk almalarını beklemek hayal olur. Ancak, cinselliği yaşamak ve zevk almak kadının en doğal hakkıdır. Bu nedenle kadınlar önce kendilerini keşfetmeli, nelerden zevk aldıklarını araştırmalı ve cinsellikle ilgili doğru bilgiler içeren yayınları okumalıdırlar. Bunları her zaman eşleriyle paylaşmalıdırlar.”

CİNSEL EĞİTİM ÖNEMLİ

Keçe, cinsel eğitimin önce aile içinde başladığını, daha sonra okullarda öğretmen, akran grupları, doktorlar, bu alanda çalışan diğer sağlık elemanları ve medya aracılığıyla devam ettiğini belirterek, toplumun genel cinsel sağlığı korumak, çocuklar ve ergenlerin erişkin yaşama sağlıklı bir geçiş yapabilmelerini kolaylaştırmak için eğitimin her geçen gün daha da önem kazandığını söyledi.

DERS PROGRAMLARINDA YER ALMALI

Cinsel eğitimin kademeli olarak anaokulundan itibaren biyolojik değişiklikler ortaya çıkmadan verilmeye başlanmasını önerdiklerini bildiren Keçe, ayrıca öğrencilere yönelik okul sağlık hizmetlerinin, öğretmenler ve okul sağlığı hemşireleriyle rehberlik ve danışmanlık hizmetleri çerçevesinde cinsel sağlığı daha çok kapsayacak şekilde artırılması gerektiğini vurguladı. Cem Keçe, Danimarka, Hollanda, Portekiz ve İsveç gibi Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu şekliyle okul ders programlarında cinsel eğitime yer verilmesini tavsiye ettiklerini sözlerine ekledi.

Referans - RealAge

Ayakkabı Temizliğine Önem Verin

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, “Ayakkabıların altına bulaşan mikroplar ev havasını kirletir ve alerji, astım nöbetlerini ortaya çıkarır” dedi.Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, Prof. Dr. Yorulmaz, ayakkabının, uygun kullanılmaması ve temizlenmemesi halinde hem giyen kişinin hem de evdeki diğer insanların sağlığına ciddi zararlar verebildiğini söyledi.Prof. Dr. Yorulmaz, sokakta, kirli yerlerde, tuvalette, yağmurda çamurda dolaşılan ayakkabıların, toz toprak, çöp, hayvan dışkısı, balgam, gıda artıkları, haşereler, zararlı otlar, tarım ilaçları, kurşun gibi kimyasal maddeler dahil her türlü kirliliği altlarına bulaştırdığını belirtti.Dışkıların içinde mikropların daha uzun süre canlı kaldığını bildiren Prof. Dr. Yorulmaz, şunları kaydetti:“Özellikle kışın olmak üzere eğer giriş bölümüne de olsa ev içine ayakkabılarımızı temizlemeden giriyor ve kirli halde ev içinde tutuyorsak, dışarıdan getirdiğimiz tüm kirlilikleri eve taşıyoruz demektir. Apartmanlarda ev dışına, kapı önüne konan ayakkabılar, çirkin görüntülerin yanı sıra taşıdıkları kirlilikler tozlaşarak, diğer dairelerin içine ve merdiven boşluğundan apartmana giren tüm kişilerin ağzından, burnundan vücutlarına girerler. Özellikle teri, kiri emebilen, dokusu içinde taşıyabilen keten ve benzeri malzemeden yapılan ayakkabılar bu açıdan çok daha tehlikelidir.”
HASTANE MİKROBU RİSKİ
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, hastane içinde giyilen ayakkabıların, antibiyotiklere dirençli mikropları da eve taşıyabileceğini söyledi.Ayakkabıların her gün iyice yıkanmayan, gün içinde terleyen ayaklar nedeniyle kolaylıkla içlerinde mikropların üreyebileceği giysiler olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yorulmaz, şöyle dedi:“Ayakkabılar ile insanlara, tifo, tetanoz, şarbon, kene ile bulaşan Kırım-Kongo kanamalı ateşi, brusella, dizanteri, kolera, amip, menenjit, beyin iltihabı, kancalı ya da yuvarlak barsak kurtları, şerit (tenya), kıl kurdu, ishal, alerji, zehirlenme, bağırsak parazitleri ve hepatit A gibi pek çok hastalık ya da mikrop bulaşabilir.”
AYAKKABILARIN TEMİZLİĞİ
Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, ayakkabıların düzenli olarak her gün üzerine bulaşan çamur, kir, toz gibi her türlü kirlilikten tamamen temizlemeden ev içine alınmaması gerektiğini söyledi.Ayakkabıların en geç haftada bir yumuşak fırça ve hafif nemli bezle silinerek temizlenmesi ve boyanmasının faydalı olacağını belirten Yorulmaz, temizlikte dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı:“Ayakkabı nemliyken hafif nemli bir bez ile çamur ve kiri alınmalıdır. Ayakkabının emmiş olduğu ter 24 saatte buharlaştığı için, ayakkabıların gün aşırı kullanılması daha sağlıklı olacaktır. Yıkanabilir malzemeden yapılan ayakkabılar deterjan kullanılarak yıkanmalı ve ev ısısında gölgede kurutulmalıdır.”
Referans - RealAge

Sağlıklı Kalp Sağlıklı Gülüşe Bağlı


Her yıl, kardiyovasküler hastalıklar, kanserden daha fazla can kaybına neden oluyor. Pek çok kişi, sağlıklı bir diyet, yeterli düzeyde egzersiz, ve sigarayı bırakma ile kardiyovasküler hastalıkların önlenebileceğini bilir. Ancak, hergün dişlerinizi fırçalayarak ve diş ipi kullanarak, bu ölümcül hastalığın önüne geçebileceğinizi biliyor muydunuz?Amerikan Periondolotoji Akademisi (AAP), bazı kişilerde, periodontitle bağlantılı bakterilere karşı reaksiyon oluştuğunu ve kardivasküler hastalık riskinin arttığını belirtiyor.Bugüne kadar dişeti hastalıkları ile kardiyovasküler hastalıklar arasındaki bağlantıyı ortaya koyan pek çok çalışmanın yapıldığını belirten Kenneth Kornman, ancak bu durumun altında yatan esas nedenin tam olarak açıklanmadığını söylüyor ve ekliyor: “Son yıllarda yapılan çalışmaların analizi sonucunda elde edilen veriler, kronik periodontitin uzun süre devam etmesi halinde, kardiyovasküler hastalıkların ortaya çıkabileceğini gösteriyor.”Howard Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, bu konuda yapılan 11 çalışmayı değerlendirdiklerini açıkladılar. Sonuç olarak, periodontal hastalığı bulunan kişilerde, koroner kalp hastalığı veya arterlerde plak oluşumunun görüldüğü aterogenezin daha fazla görüldüğü belirlendi.Periodontal hastalıklar ve kardiyovasküler hastalıklar arasındaki bağlantıyı daha iyi anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu belirten Susan Karabin ekliyor: “Dişlerinize ve diş etlerinize göstereceğiniz özen, aynı zamanda kalbinize gösterdiğiniz özenle eşdeğer. Kalp hastalığı bulunan pek çok kişi, sadece günde iki defa dişlerini fırçalayarak ve diş ipi kullanarak, ve diş hekimlerini düzenli olarak ziyaret ederek, sağlık durumlarının daha iyi olmasını sağlayabilir.”
Journal of Periondontology’de bu çalışmaya yer verilmiştir.

CİNSELLİĞİN PÜF NOKTALARI


Kadın ve erkek kaç yaşında cinsellikte doruğa ulaşır?

Cinsellikte tek hedef ne olmalı?

Bu haberimiz şimdi olmasa bile ileride sizi de ilgilendirebilir.

"Cinsellik için yaşlıyım" düşüncesi artık kabul görmüyor. Cinsellik beyinde başlıyor. Beyin, en önemli cinsel organ. Yine de yüzyıllar öncesinden gelen bazı mitler, alışkanlıklar, orta yaş ve yaşlılıkta cinsellikten uzak durulmasına zemin hazırlıyor.

Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD), "Kadında Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Açısından Sağlıklı Yaşlanma"yı inceledi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Geropsikiyatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Engin Eker, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdoğan Ertüngealp ile İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arşaluys Kayır’ın hazırladığı araştırmada orta yaş ve yaşlılıkta cinsel yaşamı bozan 12 mit sıralandı. Erkek ve kadın yaşlanınca cinselliğin kalitesi düşerYanlış, çünkü cinsel uyarılara tepki 50 yaşından sonra farklıdır ama kötüleşmez. Erkekler 20’li yaşlarındaki kadar sert ereksiyon olmayabilir. Ancak sertleşme daha uzun sürdürülebilir. Yaşlandıkça kadın ve erkeğin cinsellikteki özgüveni artar. Kadın birleşmeden daha fazla zevk alır. Her iki cins duygusal açıdan olgunlaşır. Daha derin, yakın ilişki kurarlar. Cinselliğin kalitesi artar, ulaştığı yüksek düzeyde kalır.Vajina yeterince nemlenmez, penis hızlı sertleşmezse isteksizlik vardırBu tamamen yanlış. Yetersiz nemlenmeye cinsel isteksizlik değil, hormonal değişim yol açar. Sorun jel, hormon içeren krem veya hormon tedavisiyle düzeltilebilir. Yaşlı erkeklerde cinsel arzu her zaman sertleşmeye dönüşmez. Bazı erkekler cinsel arzuyu penisinde değil, bedenlerinin tümünde hisseder.Sertleşme sorunu kaçınılmazdır tıbbi müdahale gerekirYanlış. Çoğu kez erkekler doğal fizyolojik değişikliklerle sertleşme sorununu karıştırabilir. Penisin 20 yaşındaki kadar sertleşmemesi doğaldır. 40 yaş civarına kadar hemen hemen her erkek bir sertleşme sorunu yaşayabilir. Korkular sorunu artırır. Sağlıklı, fiziksel ve cinsel açıdan aktif erkekler sertleşmelerini tıbbi müdahale olmadan, tüm yaşlılık döneminde sürdürebilir. Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü 65 yaş üzerinde erkeklerin sadece yüzde 15-25’inde ileri derecede sertleşme sorunu olduğunu bildiriyor. Bunların çoğunun da nedeni kullandıkları ilaçlar, tıbbi hastalıklar.Menopoz sonrası cinsel istek çok azalırYanlış. 50 yaş üzeri kadınlarda yapılan araştırmaya göre, yüzde 72’den fazlasının cinsel arzu azalması dahil, cinsel yaşamlarıyla ilgili herhangi bir şikayeti yok. Menopoz sonrası kadının cinsellikten uzaklaşmasının nedeni hormonal dengesizlik veya olumsuz düşünceler. Her ikisi de kolaylıkla halledilir.Eşince uyarılmazsa, erkek sorun yaşarYanlış. 40 yaşından itibaren erkekte sertleşme sağlamak için penisi doğrudan doğruya uyarmak gerekir. Orta yaşta bir sevişme sorunu varsa, yaşlanan vücut görünümünden çok ilişkilerdeki çatışmalardan kaynaklanabilir. Erkekler, kadınlarla psikolojik olarak uyum içinde olurlarsa gençliklerinde yaşamadıkları derecede cinselliği yaşarlar. Duygularını içlerinde saklamaktan çok ifade ettiklerinde daha tutkulu ve ihtiraslı olurlar.Erkek 15-20 yaş arasında cinsellikte doruğa ulaşırYanlış. 20 yaşındaki sertleşme yaşlılık dönemine oranla daha güçlüdür. Ancak cinselliğe sadece hızlı, yüksek oranda sertleşme ölçütüyle bakılmamalı. Erkek iyi bir aşık olma, boşalma kontrolü ve farklı yollarla eşini memnun etme yeteneğini yaş ilerledikçe kazanır.Kadınlar 30’unda cinsellikte doruğa ulaşırYanlış. Yaygın kanının aksine, bu yaşta cinsellikleri zirveye çıkıp sonra azalmaz. Orgazm kapasitesi (bir çok kez orgazm olma yeteneği dahil) yaşlandıkça düşmez. Vücutlarını daha iyi tanırlar, sevişmedeki özgüvenleri artar.Gençlikte daha derin orgazm yaşanırYanlış. Kadınlar çoğu kez orgazmı 40 yaşından sonra daha yoğun yaşadıklarını ifade ederler. Erkekler boşalma güçlerinin orta yaşta gençlik dönemlerinde olduğu gibi kuvvetli olmadığını fark eder. Diğer yandan orgazmı sadece penis başında değil, tüm bedende hissederler.Kalp ve fiziksel sorunu olan cinsellikten kaçınmalıYanlış. Boston New England Deaconess Hastanesi’nde 1600 kişi üzerinde yapılan çalışma, cinsel ilişki sırasında kalp krizi geçirme riskinin, sabah yataktan kalkarken yaşanacak kalp krizi riskine eşit olduğunu gösterdi. ABD Ulusal Yaşlılık Enstitüsü yöneticisi Dr. Robert Butler’a göre, cinsel birleşme sırasındaki kalp krizinden kaynaklanan ölümler, tüm koroner ölümlerin yüzde birinden daha az. Bunların da yüzde 70’i stresin yüksek olduğu evlilik dışı ilişkilerde görülür.Cinsel ilişki orgazmla bitmeliYanlış. Orgazm her zaman ulaşılması gereken bir hedef değil. Gerçekten yaşlı aşıklar, orgazm olmaksızın derinlemesine sevişir.Oral seks gençler içindirYanlış, cinsellik davranışları üzerine Janus Raporu ve cinsellik üzerine son Kinsey Enstitüsü raporuna göre çiftler 40 yaşlarında 20’li yaşlara oranla daha fazla oral seks yapar.Cinsellikte tek hedef birleşme olmalıYanlış. Batı kültüründe cinsel ilişki, cinsel birleşme anlamına geliyor. Hint kitabı Kama Sutra’da ise birçok sevişme şekli önerilir.

Ön sevişmeler, erkek ve kadının birbirine cinsel zevk vermek için yaptığı her türlü cinsel oynaşma, cinsel birleşme kadar zevk verir. Orta yaşı geçmiş erkekler, tıpkı kadınların istedikleri gibi, uyarılmak için dokunulmayı, öpüşmeyi ve okşanmayı ister. Hatta bazen cinsel organın oral yolla veya elle uyarılması daha fazla zevk verir.




Burada yer alan bilgiler "COSMOTURK" ün bilgisi dahilinde yer almaktadır !

TIRNAKLARINIZ İÇİN BAKIM YAĞI...


Evde kendi kendinize tırnaklarınız için masaj yağı hazırlayabileceğinizi biliyor musunuz? Şimdi tıklayın…
Masaj yağı

25g vaselin, 25 ml hintyağı, 10 damla acıbadem yağı, 25 ml avocado yağı, 50 ml jojoba yağı, sıcak su banyosunda (benmarin) eritilerek karıştırılır ve bir krem kabına aktarılır. İki günde bir, önceden iyice temizlenen tırnaklara bu yağ karışımı ile masaj yapılır.
COSMOTURK

AVAKADO DOLMASI (4 KİŞİLİK)


"Nette dolaşırken tanıştığım bu yemek ilgimi çekti. Arınızda mutlaka bilenleriniz vardır. Benim gibi bilmeyenler için paylaşmak istedim"
Avakadoları kesin, ikişer parçaya ayırın ve çekirdeklerini çıkarın.

Malzemeler:

2 tane olgunlaşmış avakado
4 çay kaşığı zeytinyağı
1 tane limonun suyu
1 çay kaşığı ezilmiş kişniş tohuMU
1 tane kereviz sapı
1 çay kaşığı kimyon
50 gr ceviz 100 gr siyah zeytin
1 tutam maydanoz
Tuz , biber
Garnitür olarak siyah zeytin

Hazırlanışı :

Avakadoları kesin, ikişer parçaya ayırın ve çekirdeklerini çıkarın. Zeytinyağı ve limon suyunu karıştırın ve kişniş ile kimyon ilave edin. Sapkerevizi, soğan, ceviz ve zeytinleri karıştırıp bu karışımı avakadoların içine doldurun.

Üzerine maydanoz serpin ve garnitür olarak siyah zeytinle beraber servis yapın.

MİKRODALGA DEYİP GEÇME…YA YARA BANDI !!!!

MİKRODALGA FIRIN
Percy LeBaron Spencer'ın mikrodalgaların mutfakta kullanım potansiyelini, cebindeki çikolatalı fıstıklı gofreti erimiş halde bulduğunda keşfettiği söylenir; mikrodalga yayan ve magnetron adı verilen bir aygıtın önünden az önce geçmiş ve çikolatayı eriten şeyin o olup olmadığını araştırmaya karar vermiş. İçi boş magnetron, 1940'ların başlarında, Sir John Randall ve Dr. H.A.H. Boot adlı fizikçiler tarafından, uçak radarlarında kullanılacak mikrodalga üretme aracı olarak geliştirilmişti; İki fizikçi, icatlarının patentini 1947'de alacaktı. Bu yeni radar teknolojisi, savaş dönemi müttefiki ABD ile paylaşıldı; Başkan Roosevelt, kavite magnetronunun taktik öneminin çok iyi farkına vararak, onu "Kıyılarımıza ulaşmış en iyi kargo" olarak tanımladı.

Newton'daki Raytheon Manufacturing firmasında çalışan Spencer,aygıtta birçok değişiklik önerdi; sonuçta, beklendiği gibi magnetron üretim sözleşmesini Raytheon firması kazandı.


Bugün artık ısı yayımından çok, moleküllerin ayrımıyla gerçekleştiği bilinen mikrodalga ışının ısıtma etkisini fark eden Spencer araştırmasını daha da derinleştirdi. Mikrodalga ışının önüne bir torba mısır koydu ve saniyeler sonra bir torba patlamış mısır elde etti. Ardından, çaydanlığın yan tarafına bir delik açıp magnetrondan çıkan mikrodalga ışınını deliğin içine yönlendirerek dünyanın ilk mikrodalga fırınını yarattı.

Çaydanlığın içine yerleştirilen bir yumurta o kadar çabuk pişti ki, sonunda görkemli bir şekilde patladı; bu gösteri Spencer'ın buluşunu geliştirme yolunda çalışmaya başlama konusunda Raytheon'u ikna etmeye yetecekti.

Spencer, 8 Ekim 1945'te, "gıda maddelerini işleyen bir yöntem" için patent başvurusu yaptı. Bu buluşun patenti 1950 yılında onaylandı. 1946 yılında Boston'daki bir restorana mikrodalga fırının ilk prototipini yerleştirdi. Prototip başarılı olunca, Raytheon ilk ticari mikrodalga fırınını Radarange adıyla 1947 yılında üretti.
************************

YARA BANDI

Dünyanın ilk yapışkanlı hazır yara bandı Johnson & Johnson'ın piyasaya sürdüğü J&J Band-Aid yapışkanlı bandajıdır; firmada çalışan Earle E. Dickinson'ın 1920'de icat ettiği bu ürün 1921'de piyasaya sürüldü. Johnson & Johnson firması, 1885'te ameliyat pansuman ürünleri üretmek üzere kurulmuştu ve 1920'den çok daha önceden beri yapışkan cerrahi bant, gazlı bez ve benzeri ürünleri üretiyordu. Ama yapışkanlı yara bandı kapsamlı bir araştırma geliştirme çalışmasının değil, karısı Josephine'in sık sık kazaya uğraması nedeniyle, Dickinson'ın pratik zekasının bir ürünü oldu.


Josephine'in yaralarına pansuman yapmak Dickinson'ın çok zamanını alıyordu; bu yüzden şirketin mevcut yapışkanlı bandaj ve gazlı bezlerinden kullanıma hazır bandaj yapmaya karar verdi. Önce yapışkanlı bandaj rulosunun bir miktarını açıp üzerine kısa gazlı bez şeritlerini yerleştirdi, kendi kendine yapışmasın diye üzerini krinolinle kapladıktan sonra ruloyu yeniden sardı. Bundan sonra tek yapması gereken, gerektiğinde ruloyu açıp hazır pansumanı kesmekti.

Başlangıçta Dickinson'ın icadı pek tutulmadı, ama 1924'te Johnson & Johnson, bunları rulo yerine kesik şeritler halinde satmaya başlayınca, Band-Aid yara bantlarının evlerin vazgeçilmezleri arasına girmesi çok sürmedi. 1928'de İngiltere'de (Önce varikoz ülser tedavisinde kullanılan) başka bir yapışkanlı bandaj türü icat edildi.

1856'da Thomas Smith, analitik ve farmakolojik kimyager olarak Hull'da bir firma kurdu. Kırk yıl sonra yeğeni Horatio Nelson Smith'i şirketine ortak yaptı ve 1928'de (bugün şirketin tek sorumlusu olarak kalan) Horatio yeni bir elastik yapışkanlı yara bandı icat etti. Yeni ürün tutmadı, ta ki bir cerrah bu yeni sargının, varikoz ülser hastalarına yararlı olacağını bir makalede duyurana dek. Smith akıllılık edip bu makaleyi tıp dünyasından elden ele dolaştırdı. Çok geçmeden bu sargı, Smith & Nephew şirketinin genel kullanım için en çok satılan ürünlerinden biri haline geldi; elastik yara bandı, patentteki tanımı benimseyerek Elastoplast ticari markasını aldı.

ERKEKLERE DUYRULUR ! GEN TESTİYLE KEL OLUP OLMAYACAĞINIZI ÖĞRENEBİLECEKSİNİZ…

Laboratuarlar da gecelerini gündüzlerine katarak, insanoğlu yararı için durmaksızın çalışan bilim adamları yeni bir buluşa daha imza atmışlar duyrulur.. Mağlum kellik hepimizin ama özellikle de karşı cinsin en büyük sorunudur. Çoğu insan, saçlarının dökülmesinden son derece rahatsız olur ve kendine olan öz güvenini bir anda kaybediverir. Ama artık yeni buluşlar sayesinde bu sorunda kökünden çözüleceğe benziyor. Günümüzde kellik üzerine bir sürü çalışmalar yapılıyor ve değişik yöntemler uygulanıyor (hepinizinde bildiği üzere, saç ekme ..vs). Ama karşılaştığım bu yeni haber kellik sorununa kesin çözüm gibi gözüküyor. Hadi hepbirlikte aşağıda ki yazıya bir göz atalım ve bakalım ne kadar inandırıcı gelecek size…

ABD’de bir biyoteknoloji laboratuvarı, 40 yaşından önce saçlarını kaybedip kaybetmeyeceklerini merak eden erkeklere, internet üzerinden bile bunu öğrenme imkanı sunduğunu öne sürüyor. Meraklısı, tükürük örneğini laboratuvara postayla yolluyor ve kendisine bu yolla konulan genetik teşhisi, 149 dolar karşılığında öğrenebiliyor.

Şirket yöneticileri, yaptıkları gen testinin, erkeklerin ilerde kel kalıp kalmayacakları sorusunun cevabını şimdiden verdiğini ve kelliği mukadder olan 20-30 yaş arasındaki genç erkeklerin, bunun önüne geçmek için boşuna para ve vakit harcamasının önlendiğini iddia ediyor.

Şirket açıklamasında, “genetik saç dökülmesi kaçınılmazdır” denildi ve
kellikle mücadelede herhangi bir mucizevi ilaç veya tedavi yöntemi tavsiye edilmedi.

GÜZELLİĞİ BANYODA YAKALAYIN !

Banyoda inci taneleri sayesinde güzelliğinize tekrar kavuşacaksınız! Uygulaması kolay olan bu yeni aromaterapi yöntemi sayesinde günlük stresinizden kurtulabileceksiniz.
Banyolarınızın yeni trendi; banyo incileri…

Stresli ve yorgun bir günün sonrasında yapılan güzel bir banyo günün yorgunluğunu atmanın tek yolu. Eskiden bir vücut şampuanı ile geçiştirdiğimiz hijyen ve rahatlama ihtiyacı şimdi banyo incileriyle hem banyo yapıp hem de kendi kendinize aromaterapi uygulamanızı sağlıyor. Kolay uygulanabilen bu doğal aromaterapi yöntemi, yorucu bir günün sonunda stresten kurtulmanızı sağlıyor. İçerisinde bulunan hoş kokulu doğal yağ özleriyle rahatlamanızı sağlayan bu ürünler şimdi banyoların yeni trendi. Misket şeklindeki bir ya da iki kapsülün küvet suyunun içine atılmasıyla kullanılan banyo incileri vücudu nemlendirme özelliğine de sahip. Misket şeklindeki kapsüllerde oluşan banyo incilerini aynı zamanda güzel bir banyo sonrası tüm vücudunuza krem gibi sürerek de kullanabilirsiniz. Kokusu uzun süre etkili olan banyo incileri, doğal meyva ve bitki özlerinden oluşuyor. Hindistan cevizi, yulaf sütü, şeftali, kayısı, böğürtlen, frambuaz, mandalina, tutku meyvası, vanilya, incir, fıstık, kakao, domates, yeşil elma, sedir ağacı gibi birçok seçenekte sunulan banyo incileri günlük hijyen ihtiyacını karşılıyor.

Doğal bir aromaterapi yöntemi olan bu ürünler hoş kokuları ile ruhsal bir rahatlama sağlıyor. Aynı zamanda banyonuzda renkli bir aksesuvar olarak da kullanabileceğiniz bu ürünler vücut bakımına ve banyosuna önem veren birçok kadının gözdesi.


Burada verilen bilgiler "COSMOTURK" ün izniyle yayınlanmaktadır.