Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

Çok yalın Anlatım , Güzellik , Gülüşme .... kaya gibi bloh

Çok manyak Güzellik ..

3 tane "daha fazla" etiketli yazı bulundu "daha fazla" tagli diger ogeler resimler , videolar

KÖTÜ NEFES AŞIRI KİLOLU KİŞİLERDE DAHA FAZLA GÖRÜLÜYOR ...


Tel Aviv Üniversitesi’nde yürütülen bir araştırmada, obezite ile kötü nefes arasında doğrudan bir bağlantının olduğu ortaya kondu.
Ne kadar aşırı kiloluysanız, nefesinin o kadar kötü kokabilir.Mikrobiyoloji bölümünden Prof. Mel Rosenberg, alkolle kötü nefes arasındaki bağlantının herkes tarafından bilindiğini, ancak obeziteyle ağız kokusu arasındaki ilişkinin beklenmedik bir durum olduğunu belirtiyor.İsrail’de yürütülen bu çalışmaya farklı kilolarda ve boylarda 88 yetişkin kişinin katıldığı açıklandı. Yapılan araştırmada, aşırı kilolu kişilerin daha fazla kötü nefese sahip olduğu belirlendi. Prof. Rosenberg, bu konuda henüz bilimsel kanıtların olmadığını ancak araştırmalarında bundan sonraki adımın bu doğrultuda olacağını ekliyor.Prof. Rosenberg, obezite ile kötü nefes arasındaki bağlantının pek çok nedeni olabileceğini belirtiyor. Obez insanların genellikle ağızın daha çok kurumasına neden olan diyetleri takip ettiklerini belirten Rosenberg, ayrıca bu kişilerin ağız bakımlarına gereken özeni göstermemeleri sonucunda da bu durumun oluşabildiğini ekliyor. Rosenberg ayrıca, ailenizden nefesi kokan kişilere mutlaka bunu bildirmeniz gerektiğini, ve kötü nefesin tedavi edilebilen bir durum olduğunu, aynı zamanda bir hastalık belirtisi olabileceğini belirtiyor.
Nefesinin koktuğunu farkeden kişinin bu durumdan utanmamasını tavsiye eden Rosenberg, bazen diş hekimlerinin bile bu durumla karşılaştıklarını ekliyor.
Journal of Dental Research’de bu çalışmaya yer verilmiştir.
Referans -RealAge

MÜZİKLE HER GEÇEN GÜN DAHA FAZLA SARILIYORUZ...


Müzik, sosyal ve hatta ruhsal bir birleşme; gözlerinizin önüne birlikte dua eden yüzlerce din insanını veya stadyumda takımları için tek bir ağızdan marşlar haykıran taraftarları getirin. Müzik aynı zamanda, ruh durumlarını düzenlemek için insanların kullandıkları bir "kendi kendini iyileştirme" aracı.

Müziğin, bizi acıdan alarak sevinçten kendinden geçmeye götürdüğü hızlı akışı kontrol edebilir miyiz? Anında duygusal bir tepki vermeyi sağlayan belirli, herhangi bir akort dizisi, ritim veya cihaz var mıdır?

Müzik üretmeyi ve üretilen müziği beğenmeyi bedenlerimiz mi yönlendiriyor?

Musiki yetenek doğuştan mıdır?

En önemli kuramlardan birine göre, seslerin dizilişini ve bütünlüğünü "müzik" olarak nitelendirmemizi fizyolojimiz yönlendiriyor. Müzikteki en popüler bazı ritimler, vücudumuzdaki ritmik düzenleri yansıtıyor; kalp atışı ve solunum gibi.

New Scientist bilim dergisinin "Müziğin Gücü" başlığı altında, müziği ve onun toplumsal ve psikolojik gücünü bir çok açıdan ele alan bir dizi ilginç yazı yayımlandı. Bu yazıların ana konularını sizlere ileteceğiz.

İki tür şarkı

İngiltere’nin ünlü psikologlarından olan ve müziğin sosyal ve toplumsal psikolojisini de inceleyen John Sloboda’ya göre, müzikteki en önemli duygusal "sinyaller"den bazıları, insanın konuşmasına ses veriyor.

Duygularımızı ifade ederken, sesi alçaltmak gibi konuşmamızla oynarız. Aynı şekilde müzikle de oynadığımızda, müzik duygusal çıkar. Sloboda, insana ait temel duygular tüm kültürlerde ortak olduğuna göre, bu oynamanın da birçok müzik türünün evrensel çekiminin nedenini açıklayacağını söylüyor.

Bir zamanların en büyük hitlerine imza atmış Stock, Aitken ve Waterman üçlüsünden Mike Stock, var olan yalnızca iki tür şarkı olduğunu söylüyor: "Mutlu olduğunuz ve üzgün olduğunuz şarkılar."

Sloboda’ya göre, duygularımızın başlıca özelliği değişmeyi fark etmeye ayarlı olmaları. Bu değişim, aşık olma veya piyango kazanma gibi olumlu, hastalık veya sevdiğimiz birinin ölümü gibi olumsuz olabilir.

Her iki durumda da değişimin mesajı nettir: dikkat!

Müzikte kültür

Düzenleri, dahası düzendeki sapmaları fark etmede inanılmaz yetenekliyiz. Müzik seste düzen demek olduğuna göre, melodi, yapı ve ritimdeki çeşitliliklerle bizi "ağına almasına" şaşmamak lazım. İnsanlar müzik dinledikçe düzenleri kulaktan öğreniyor ve herhangi bir eğitim olmadan bir sonraki düzenin ne olacağını tahmin edebiliyor.

Bu beklentilerin karşılanmaması halindeyse, müzikal sürprizler kaçınılmaz bir şekilde duygusal tepkilere yol açıyor.

Müziğin bir de tabii ki kültürel öğesi var. Gam, ton ve armoninin kullanımı dünyanın her tarafında değişiktir. Özellikle Batı’da, kültürel değişimler popüler müziği birkaç yıl içinde değiştirebilir. Stock, 1980’lerdeki pop müziğin dakikada 120 olan standart vuruşunun bugün 136’ya çıktığını, bunun nedenini de büyük ölçüde klüplerdeki extasy kullanımı olduğunu söylüyor.

Bebek ve şarkı

Tüm bunların ne kadarı doğuştan? Bazı araştırmacılar, müziğe verilen tüm tepkilerin temelinde tek bir sistem aramakta çekimser. Bunun bir bölümü, beyninde zedelenme yaşayan hastaların müziğe anormal tepkiler verdiğini ortaya koyan çalışmalardan kaynaklanıyor.

Örneğin bir kadın, önceleri kendisine tanıdık gelen melodileri fark etmede sorunlar yaşadı. Kendi müzik arşivinden alınan Albinoni’nin Adagio’su çalındığında hasta bu müziği daha önce hiç duymadığını söylemiş, ancak müziğin kendisini mutsuz ettiğini ve bu hissin de kendisine Adagio’yu anımsattığını eklemişti.

Diğer araştırmacılarsa, bulgular için anne ve bebeklerini inceliyorlar. Bir araştırma, bebeklerin, konuşmalardan çok şarkılara tepki verdiğini ortaya koydu. 6 aylık bebekler, annelerinin şarkı söylemesi karşısında "hipnotize oluyorlardı."

Yaratılıştan gelen müziğe karşı bu ilgi, müzikle tedavileri de destekliyor. Travma, sakatlanma veya hastalık ne olursa olsun, doktorlar herkesin müziği iletişim aracı olarak kullanabileceğini vurguluyor.

Müziği yaratmak

Peki ya müziğin yaratılması nasıl bir şey? Blade Runner ve Chariots of Fire filmlerinin müziklerini yapan Vangelis, Stock’tan çok farklı bir türde müzik yapıyor, ancak iki müzisyenin yaratma aşamalarında yaşadıkları büyük benzerlikler gösteriyor.

Her ikisi de, bir hit, ödül alan bir film müziği veya bir şarkı olsun, yaratıcı ilhamın müziğe nasıl dönüştüğü konusunda net değil.

Stock, "bir anda bir şeyler oluyor ve elinde daha önce senin olmayan bir şey duruyor" diyor. Vangelis içinse bu bir "mantıklı düşünmeme sorunu".

Bu, müzisyenlerin kendilerini yükselmiş ve meşgul hissettiği, zaman ve mekan kavramının bulunmadığı, tam bir zihin meşguliyeti durumuna geçtiklerini belirten Sloboda’nın fikirleriyle de benzerlik gösteriyor.

Müzikle her geçen gün daha fazla sarılıyoruz. Bundan kaçamayız. Müzik, sosyal ve hatta ruhsal bir birleşmedir; gözlerinizin önüne birlikte dua eden 1000 Budist’i veya stadyumda takımları için tek bir ağızdan marşlar haykıran taraftarları getirin.

Müzik aynı zamanda, ruh durumlarını düzenlemek için insanların kullandıkları bir "kendi kendini iyileştirme" aracı. Sloboda’ya göre ayrıca, 21. yüzyılda insanlar artık müziği konser salonlarından ve kiliselerden çok arabalarında yaşayacak.

DEPRESYON NEDEN KADINLARDA DAHA FAZLA GÖRÜLÜYOR ?

İsveç’te bulunan Karolinska Enstitüsü’nde yapılan bir çalışmada, depresyon ve kronik anksiyetenin neden daha fazla kadınlarda görüldüğüne açıklık getiriliyor. Yapılan araştırma sonucu, serotonin hormonunun kadınlarda ve erkeklerde farklılık gösterdiği belirlendi.

Serotonin beyinde bulunan ve depresyon ve kronik anksiyetenin tedavisinde ve gelişiminde kritik rolü olan bir nörotransmitter. Yapılan çalışmada, kadınlarda erkeklere göre daha fazla serotonin reseptörü bulunduğu, ve serotoninin sinir hücrelerine transferini sağlayan protein sayısının kadınlarda daha düşük olduğu belirlendi.

Buna ek olarak, serotonin sisteminin sağlıklı kadınlarda ve premenstrual semptomları olan kadınlarda farklı olduğu tespit edildi. Premenstrual semptomların görüldüğü kadınlarda serotoninin hormon dalgalanmalarına yeterli düzeyde yanıt veremediği açıklandı.

Profesör Anna-Lena Nordström, elde edilen sonuçların, kadınların ve erkeklerin antidepresan ilaçlarına neden farklı tepki verdiğinin açıklanmasına yardımcı olduğunu belirtiyor.

Nordström ekliyor: “Antidepresan ve anti-anksiyete ilaçları hazırlanırken, bu ilaçların kadınlar ve erkekler üzerindeki, ayrıca menopoz öncesi ve menopoz sonrası etkilerinin mutlaka değerlendirilmesi gerekiyor.”


Referans -RealAge